Kitap okuma alışkanlığımı kaybettiğimi düşündükçe içimi bir sıkıntı basıyor. Teknoloji ile birlikte anlık, hızlı, sonucu görmeye çalışan bir zihne doğru gidiyor insan. Uzun yazılar çıkınca okur gibi yapıp paragrafın ne anlattığını anlayıp kapatıyor başka bir şeye geçiyor insan. Zaman yetmiyor hiç bir şeye. Beynin söylediği bu.
Ancak zaman neye yetmiyor. Ne yaptım ben diye bakınca gerilere, hiç bir şey de yapmamışım hafız diyorsun.Eski kitaplarımı yeniden okuyayım. En azından sonunu bildiğimden aceleci davranmam okurken.
Bilge Karasu babaya geri döneyim, ardından biraz Oğuz abi, Tezer abla. Yoksa yavaş yavaş kavede okey oynarken bulacağım kendimi. Korkuyorum anne....
Cuma, Ekim 10, 2014
Pazartesi, Haziran 09, 2014
hafız ağa
Aşağı yukarı her Facebook kullanıcısının başından geçen, ilkokul arkadaşı ile yıllar sonra buluşma işini biz de yaptık.
Facebook kullanmadığım halde arkadaşım sağolsun bir şekilde ulaştı bana. Buluştuk muhabbet ettik. Buluşmanın ayrıntılarını aşağıda maddeler halinde sıralayacağım. Böylelikle hedefe ulaşan, okuyucuyu sıkmayan kompakt bir yazı olacak. ( Ahmet Hakan modeli)
* 25 yıl sonra ''Eee ne var ne yok '' sorusu biraz havada kalıyor.'' İi nolsun bildiğin gibi '' diyemiyorsun
* Mevzu 25 yıl önceki hatıralar olduğundan güncel hayat , mevcut durum, iş aş hakkında detaya giremiyorsun.
* Özellikle benim isim hafızam cok zayıf olduğundan , ''o kim di yaa'' çok sık kullanılıyor cümleler içinde
* Arkadaşımın anlattığı çoğu şeyi tekrar hatırladığımda , insan zihninin aslında unutmadığını, sadece o hatırayı geri çağıracak etkenlerin kaybolduğunu düşündüm.
Aslında yazı yazma fikri de bu ilginç durumdan kaynaklandı. Şimdi gelin sevgili okuyucular bu konuyu irdeleyelim.
Bir sürü olay , insan , duygu, yaşanmışlık hafızanda duruyor. Onları hatırlamak istemiyorsun veya hatırlatacak durumlar ortadan kalkmış. Bu noktada rüyalar geliyor aklıma. Rüya esnasında kontrol sende olmadığından saçma sapan,çok gerçekçi, daha önce yaşamıştım dediğin şeyler görebiliyorsun. İşte bütün işin temelinde hafızanın üzerinde adeta kapak gibi duran bilincin var.
İnsan beyni ne karmaşıkmış be birader.Neyse kendi kendime yine uydurdum bir şeyler .
Facebook kullanmadığım halde arkadaşım sağolsun bir şekilde ulaştı bana. Buluştuk muhabbet ettik. Buluşmanın ayrıntılarını aşağıda maddeler halinde sıralayacağım. Böylelikle hedefe ulaşan, okuyucuyu sıkmayan kompakt bir yazı olacak. ( Ahmet Hakan modeli)
* 25 yıl sonra ''Eee ne var ne yok '' sorusu biraz havada kalıyor.'' İi nolsun bildiğin gibi '' diyemiyorsun
* Mevzu 25 yıl önceki hatıralar olduğundan güncel hayat , mevcut durum, iş aş hakkında detaya giremiyorsun.
* Özellikle benim isim hafızam cok zayıf olduğundan , ''o kim di yaa'' çok sık kullanılıyor cümleler içinde
* Arkadaşımın anlattığı çoğu şeyi tekrar hatırladığımda , insan zihninin aslında unutmadığını, sadece o hatırayı geri çağıracak etkenlerin kaybolduğunu düşündüm.
Aslında yazı yazma fikri de bu ilginç durumdan kaynaklandı. Şimdi gelin sevgili okuyucular bu konuyu irdeleyelim.
Bir sürü olay , insan , duygu, yaşanmışlık hafızanda duruyor. Onları hatırlamak istemiyorsun veya hatırlatacak durumlar ortadan kalkmış. Bu noktada rüyalar geliyor aklıma. Rüya esnasında kontrol sende olmadığından saçma sapan,çok gerçekçi, daha önce yaşamıştım dediğin şeyler görebiliyorsun. İşte bütün işin temelinde hafızanın üzerinde adeta kapak gibi duran bilincin var.
İnsan beyni ne karmaşıkmış be birader.Neyse kendi kendime yine uydurdum bir şeyler .
Pazartesi, Ağustos 12, 2013
Little Boy
Radyo dinlerken rastladım, Hiroşimaya atılan bombanın yıl dönümüymüş. Atom çağı teknoloji haberi gibi algılıyor insan önce. Sonra radyo da bir siren sesi çaldı. ( sanırım tv yayını ile aynı anda radyoda yayınlanıyor) Japonya süper güç, insanları mutlu ferah refah ülkesi, aklına yine başka şeyler geliyor insanın. Algılayamıyorsun bir sürü kod var beynine işlenmiş.Ama o siren sesi o anın kaydedilmiş sesiydi, kocaman bir boşluk ve korku hissi yarattı bende. Senin devletin seni korur, insan hakları var , nasıl kullanacakmış kimyasal yada atomik silahları artık , klişeleri bir anda yıkıldı kafamda. Kocaman bir yalnızlık , kocaman bir boşluk hissettim. O bomba kente düştüğünde , ve bu bombanın daha ne olduğunu bilmeyen birilerinin üstünde patladığında ne hissetiler acaba ölenler ölmeden önce ? . Kocaman bir çaresizlikten başka.
Birileri uçağıyla gelip senin yaşamının tamamını, (bütünü , herşeyini) sona erdirebiliyor bu dünyada. Senin arkanda kulak uğuldatan bir siren sesi kalıyor, atanların ülkesinde alkış kıyamet eğlence.
Bir Japon olsam Amerikayı asla sevmezdim. Bir Amerikalı olsam 6 ağustos da insanların yüzüne bakamazdım. Bir Türk olduğumdan sıkışan trafikde işe gitmeye çalışırken düşündüm bunları ve sonra kornaya bastım önüme kıran kamyonetin sürücüsüne küfür ederek...Hayat çok kısa ve bazen çok acımasız
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)