Perşembe, Mayıs 04, 2006

just in time

satırlar arasında kalan şeyleri mi arıyorum.geriye mi bakıyorum sürekli.geride bişey olmadığı halde.sevemezmiydim seni bütün bunları bilmeden.simdilerde bir söz canımı acıtır.bir bakış kalbimi yerinden çıkarır. duymak istediklerimi duymak için mi ısrar ediyorum.inanmak mı istiyorum, kendi yarattığım şeylere.olmayınca mı kızıyorum.
güneş tepede yine.nasılda esiyor rüzgar.ağaçların yaprakları bu kadar taze olmasa, kopacak gibi dallarından.zamanlamanın önemi bu mudur? şartlar değişince, senin de buna dayanacak gücün olmadığında yeniliyorsun galiba.yenilmek istiyorsun belki yenilenmek için...
uzun yol yapasım var yine.bişeyler çekiyor beni yine.dayanmalıyım.zamanlamayı iyi yapmalıyım.biraz akıllanmalıyım...

...

kim kaldırdı gecenin bu saatinde yatağımdan
hangi şarkı aklıma geldi
yorgun insanların kısa geceleri işte.

aklıma geldi bak , sen olsan şimdi sevişirdik sabaha kadar
ne kadar uzaktasın...
Tam sigarayı bırakacak zamanmış
çay demleyeyim bari...

kasetlerimi buldum geçen gün
kasetten birşeyler dinlemeyeli uzun zaman oldu
hemen onları kurtarmak için bilgisayarımın ruhsuz mp3 çöplüğüne aktardım
tadı mı yok eskisi gibi müzik dinlemenin yoksa şarkılarmı tatsız
30 a yaklaştıkya geçmiş özlemleri ortaya çıkmaya başladı
özlem mi güzelleştiriyor o günleri
yoksa güzelmiydi eskimiş günlerimiz bilmiyorum .

neyi farkettim , kendimle konuşuyorum ve çoğul hitap cümleleri kullanıyorum
belli ki birileri okurken özdeşlik kursun istiyorum
tabi içinde kendi şizofren hayatımızın kalıntılarıda yok değil
olsun kendi kendimin sanrısı olmak bilinçaltımın sanrılarıyla uğraşmaktan daha kolay
en azından kendimi daha iyi tanıyorum bilinçaltıma göre.
Abuk mu gecenin bu vaktinde bunları düşünmek
yorgun insanların depresif halleri işte.

...

Gece sevişirken sabahla
bir dokunuşa doyar tuza ten
haykırır özlemini sabaha.
Gerçek bile değil oysa
dudağa dokunan öpüş
bir anlık kanda sıçrayış
gecelik aşklarını yaşar azgınca.

Ve aşk hala bedensiz yaşanır.